ENVER PAŞA ZAMANINDA BİR EFSANEYDİ
Günlük Kasım 6th, 2009
ENVER PAŞA ZAMANINDA BİR EFSANEYDİ
Dr. Yusuf Gedikli yaptığı önemli incelemeler, kaleme aldığı kıymetli eserleriyle tanınan değerli bir araştırmacı yazar. Sayın Gedikli ile Nesil Yayınları arasında çıkan kitabı “Enver Paşa” hakkında bir konuşma yaptık. İşte sorularımız ve cevapları:
SÖKMEN: “Enver Paşa” kitabını yazma fikri nasıl ortaya çıktı?
GEDİKLİ: Ünlü Türk tarihçisi Zeki Velidi Togan’ın “Bugünkü Türkistan Türkili ve Yakın Tarihi” (İstanbul 1981) isimli eserini okurken, bir dip nota rastgeldim. Kitabın 437. sayfasında yer alan bu dipnotta, Enver Paşa’nın Türkistan’daki yaveri Muhiddin Bey’in hatıralarının 23 sonteşrin (kasım) 1923’te Vakit gazetesinde yayınlandığı yazılmıştı. Hemen hatıraların Enver Paşa’nın Türkistan’daki mücadelesini birinci elden aydınlatacağını düşündüm ve Taksim’deki Atatürk Kütüphanesine gidip gazeteyi buldum. Fotokopilerini çektirip Latin alfabesine aktardım ve notladım.
SÖKMEN: Enver Paşa, Türk kamuoyunda büyük ölçüde olumsuz tanınmaktadır. Bu peşin hüküm nasıl oluşturuldu ve sizce nasıl kırılabilir?
GEDİKLİ: Her yeni rejim kendisini kabul ettirmek için eskisini eleştirir. Bunu bir noktada tabii karşılamak lazımdır. Enver Paşa’nın olumsuz tanınmasının en birinci sebebiudur. Ancak yeni rejimler kuvvetlenip kök saldıktan sonra tarihe daha objektif bakmak gerekir. Maalesef Türkiye’de bu gerçekleşmemiştir ve objektif eserler kaleme alınamamıştır. Enver Paşa’ya olumsuz bakılmasının ikinci sebebi de budur. Nihayet üçüncü bir sebep basının batıcı (batılı değil) olmasında yatmaktadır. Enver Paşa devrinin gereği milliyetçi, dindar ve mason olmayan nadir şahsiyetlerden biriydi. Böyle olması tabii ki batıcı kamuoyu ve basında destek görmemesine sebep olmuştur. Son yıllarda Sarıkamış’ın sürekli gündeme getirilmesinin bir sebebi de budur. Niçin hiç kimse çöllerde şehit olan binlerce Türk gencini anmıyor? Ön yargıları kırmak için en tesirli yol, objektif, tarafsız eserler yazmaktır.
SÖKMEN: Enver Paşa’nın orduya katkısı ne olmuştur?
GEDİKLİ: Enver Paşa’nın orduyu düzenleme, eğitme, maddi (silah araç gereci) ve manevi (vatan sevgisi hedefiyle) donatma, gençleştirme, disipline etmesini hiç kimse inkâr edemiyor (Şevket Süreyya Aydemir, Yarbay Şerif Bey vs.). Şu anda Enver Paşa’nın inkâr edilemeyen tek yönü burasıdır.
SÖKMEN: Türkiye’de bugün, imparatorluğun son yüzyılı ne kadar bilinmektedir?
GEDİKLİ: Fazla bilinmez! Herkes bütünün bir parçasını söyler ve bunu bütüne teşmil eder. Eğer gerçeği 360 derece olarak düşünürsek, herkesin bildiği ancak bir veya birkaç derecelik bir açıdır ve herkes hep o bir veya birkaç derecelik açıdan bakmaya devam eder. Eğer insanlar baktıkları açıların yerini değiştirseler, gerçeğe tam olarak ulaşamazlar ama biraz daha yaklaşacakları şüphesizdir (Zaten 360 dereceyi aynı anda görmek de mümkün değildir).
SÖKMEN: Enver Paşa hakkında konuşanlar sizce onu ne kadar tanıyorlar?
GEDİKLİ: Hiç! Okul kitaplarından akıllarında kalan veya duydukları birkaç cümleden başka bir şey bilmiyorlar.
SÖKMEN: Birinci Dünya Savaşı’na niçin girdik? Devletimiz gerçekten 10 yılda mı yıkıldı? Paşa’nın Türkistan’a gidiş sebebi neydi? Burada yeni cepheler açarak Anadolu’yu rahatlatmak gibi bir strateji var mıydı?
GEDİKLİ: Birinci Dünya savaşına mecburen girdik. Bunu Atatürk de Nutku’nda teslim eder. Devletimiz de 10 yılda yıkılmadı. Yüzyıllardan beri süregelen zayıflamanın sonucunda yıkıldı, çöktü. Osmanlı Tanzimat’tan beri gittikçe zayıflıyordu. Doksanüç savaşından ve hele 1883 Muharrem kararnamesiyle devletin iflasını ilan etmesinden, devletin gelirlerinin kurulan Düyun-i Umumiye idaresinde toplanmasından sonra yıkılması, yabancı devletler tarafından an meselesi olarak görülüyordu. Varlığını sürdürmesi, paylaşmanın kavgaya dönüşmesinden korkulduğu içindi. Büyük bir savaşın çıkacağı ise 1899 Tıransval muharebesinden beri biliniyordu. Böyle bir durum İkinci Balkan Savaşı’ndan sonra Edirne’nin Bulgarlara verilmesini isteyen Ruslara Almanya’nın rest çekmesi üzerine yaşanmıştı. Ancak o zaman çıkmayan savaş, sadece iki yıl geciktirilebilmişti.
Enver Paşa’nın Türkistan’a gidişinin sebebi orada bağımsız bir Türk devleti, merkezi Semerkant olan bir Türkistan Federasyonu kurmaktı. Anadolu’yu rahatlatmak gibi bir düşüncesi yoktu. Zira Anadolu’nun rahat olduğundan, zafer kazanacağından son derece emindi (Sakarya Savaşı’ndan evvel Anadolu’ya geçmek düşüncesinde olduğunu biliyoruz).
SÖKMEN: Enver Paşa’nın genç yaşta makam sahibi olması en büyük tenkit konularından biridir. Acaba Enver Paşa genç yaşta makam sahibi olan tek kişi midir? 20 yaşından itibaren dağlarda eşkıya kovalayarak girdiği mücadele, Trablusgarb’da kurduğu organizasyonlar, Edirne’nin geri alınması sürecinde ortaya koyduğu irade, harp okullarında doğu savunması için hâlâ onun çizdiği savunma hattı plânlarının okutulması, “tecrübeli” görülmesi için yeterli değil midir?
GEDİKLİ: Genç yaşta makam sahibi olmanın avantajı da, dezavantajı da vardır. Tecrübesizlik bir dezavantajdır. Bunun yanında enerjik, çalışkan, samimi olmak birer avantajdır (İnsanlar yaşlanınca daha az samimi ve daha çok menfaatperest olurlar. Düzenleri değiştirmek isteyenlerin kâhir ekseriyetinin gençlerden oluşması bundandır.)
Eşkıya kaynayan Balkan dağlarında hiçbir general eşkıya kovalamaz. Hem enerjik değildir, hem de canını genç bir insandan daha ziyade düşünür (Askerleri niçin 20 yaşındaki gençlerden seçerler?)
Enver Paşa 33 yaşında makam sahibi (Harbiye Nazırı) olmuştur. Lâkin genç yaşta makam sahibi olan tek kişi Enver Paşa değildir. Enver Paşa’nın orduyu gençleştirme ameliyesinden sonra yaşı çok genç olan asker, sivil bir çok kişi, pek önemli makamlara tayin edilmiştir. Mustafa Kemal 1916’da 35 yaşında iken tuğgeneral (doğumu 1881), Halil Paşa 1916’da 34 yaşında iken tuğgeneral (doğumu 1882), Kâzım Karabekir 1918’de 36 yaşında iken tuğgeneral (doğumu 1882) olmuş, hepsi de zaferden zafere koşmuştu. Enver Paşa’nın Trablusgarb’da kurduğu teşkilat tam manasıyla olağanüstüdür. Okuldan hastaneye, silah imalâthanesinden para basmaya kadar neredeyse tam bir devlet organizasyonudur. Yine Edirne’nin geri alınmasında ihtiyarların sözüne baksaydı, şimdi Edirne Bulgarlar’da olur; Selimiye melul, mahzun boynunu bükerdi. Zaten Balkan Savaşı’nda minaresi Bulgarlarca tahrip edilmişti. Enver Paşa’nın harbiye nazırı (savunma bakanı) olduktan sonra Osmanlı ordusunu sadece 10 ayda 4 yıl savaşacak duruma getirmesi, yukarıda dediğimiz gibi muhaliflerinin dahi kabul ettikleri en mühim bir hizmetidir.
SÖKMEN: Kamuoyunda İttihat ve Terakki toptancı bir yaklaşımla, bütün mensuplarının aynı dünya görüşüne sahip olduğu bir yapı gibi anlatılıyor. Herkesin iyi veya herkesin kötü olduğu bir yapı sizce mümkün müdür?
GEDİKLİ: İttihat ve Terakki bir koalisyondur, bir nevi Abdülhamid’i devirme birleşik cephesidir. İçinde Türk, Bulgar, Rum, Ermeni, Arnavut, Yahudi, Kırmanç, Arap kökenli insanlar vardır. Mensuplarının birçoğu masondur. Enver Paşa, Atatürk, Kâzım Karabekir gibi birkaç kişi masonlarla alakada bulunmamıştır. Mensuplarının hepsinin ayrı bir hesabı ve hedefi vardır. Yahudi Filistin’i almak, Rum İstanbul’u ele geçirmek, Bulgar Makedonya’yı ilhak etmek, Ermeni ve Arnavut müstakil devlet olmak peşindedir. Fakat hepsinin birleştikleri nokta Abdülhamid’i devirmektir. “Önce Abdülhamid devrilsin, sonra bakarız” taktiğini gütmüşlerdir. Tabii ki herkes mücadeleyi kendisinin kazanacağını ummuştur. Bir insanın her yaptığı doğru, faydalı, isabetli olamayacağı gibi, bunun tersi de doğru değildir. Sadece az yanlışlı, çok yanlışlı; samimi, gayri samimi insan vardır. Yoksa herkes yanlışlıdır.
SÖKMEN: Teşkilat-ı Mahsusa nasıl kurulmuştur? Hedeflerine ne ölçüde ulaşabilmiştir?
GEDİKLİ: Teşkilat-ı Mahsusa 1914 senesinde Harbiye Nazırı Enver Paşa tarafından kurulmuştur. Hedefine tam olarak ulaşamamıştır. Bunun iki mühim sebebi vardır. Birincisi teşkilatın çok yeni olması, dolayısıyla meyve alacak kadar çalışma zaman ve zemini bulamaması, ikincisi de İslâm dünyasının geriliği sebebiyle ekilen tohumların bitmesi ve yeşermesi için elverişli ortamı bulamamasıdır. Yine de Petrogırad’dan (Ruslar Alman düşmanlığı sebebiyle 1914’te Sen Peterburg’un adını değiştirmişlerdi) Çin’e, Cava’dan Fas’a, hatta Darfur’a kadar birçok faaliyette bulunmuştu.
SÖKMEN: Enver Paşa, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki İslâm ülkelerinde nasıl anılmaktadır?
GEDİKLİ: Ortadoğu ve Arap ülkelerinin hepsi Enver Paşa’yı çok sever. Özellikle Trablusgarblılar böyledir. Zira emperyalizmin gadrine uğrayan her topluma karşı samimiyet ve iyi niyet beslemiştir. Hatta İrlandalılara bile… Savaştan sonra kurduğu teşkilatta Fas’tan, Mısır’a kadar her Arap ülkesinin temsilcisi vardı. Doğu Kütüphanesi yayınlarından son çıkan “Enver Paşa’nın Ortadoğu Seyahati” isimli kitapta, Enver Paşa’ya Araplar tarafından yazılan onlarca kasideyi ve methiyeyi okuyabilirsiniz. Bu seyahat 1916’da gerçekleşmiştir. Seyahati kaleme alan, Kürt Muhammed Ali isminde Süleymaniyeli bir Osmanlı vatandaşı ve gazetecisidir. Kürt Muhammed Ali, 1876’da Şam’da doğmuş, 1953’te aynı yerde ölmüştür. Bir ara Suriye Eğitim Bakanlığı yapmıştır. İki dünya savaşı arasında Arap istiklal hareketlerinin en önemli siması olan Emir Şekib Arslan, yazdığı kitaba “Şehit Enver Paşa ve Arkadaşları” ismini vermiştir.
Özetle Enver Paşayı sadece Ortadoğu ve Kuzey Afrikalılar değil, Hindistanlılar (Pakistan, Hindistan, Bengaldeş dahil), Afganistanlılar, Kuzey Kafkasyalılar ve Azerbaycanlılar da çok sever. Kuzey Kafkasya 11 Mayıs 1918’de, Azerbaycan 28 Mayıs 1918’de istiklallerini ilan etmiş, 15 Eylül 1918’de Bakü Türk kuvvelerince kurtarılmıştı. 30 Ekim 1918’de Mondros mütarekesi imzalandığı zaman Derbend Türk kuvvetlerinin elindeydi. Ayrıca Türkistanlılar da onu çok sever. Zamanında bir efsaneydi. Şehit olduktan sonra daha da efsaneleşti. Bolşevikler de zaten bu ününden ve etkisinden faydalanmak için onu Moskova’ya davet etmişler, onu İngilizlere ve batı emperyalizmine karşı saflarında görmek istemişlerdi. Fakat Bolşeviklerin samimi olmadığını görünce onlara karşı baş kaldırmakta bir beis görmemişti.
Sorular: Cem Sökmen
Cevaplar: Dr.Yusuf Gedikli
Etiketler: Dr.Yusuf Gedikli, enver paşa, sarıkamış, zeki velidi togan
Hakkında
Spam Protection by WP-SpamFree Plugin